Serhatın Sesi / Serhat Diyarından Haberler
Serhatın Sesi / Serhat Diyarından Haberler
  • EURO : 10.1180
  • DOLAR : 8.3524
  • STERLİN : 11.7959
  • G. ALTIN : 514,82
  • GÜMÜŞ : 7,64

Kanunsuz emir, hukuksuz karar, haksız eylem planı

02.05.2021
Berrin Sönmez
Alıntı Yazı

Birisi insan hakları kavramını, evrensel hukuk ölçütlerinden soyutlama becerisi: Resmi Gazete'de yayınlanan İnsan Hakları Eylem Planı 2021-2023, insanların eşit olduğu gerçeğini yok sayarak bazı insanları, insan hakları hukukundan soyutlar nitelik taşıdığı için haksız eylem planı.

Diğeri, İstanbul Sözleşmesi hakkında verilen 19 Mart tarihli kararın yürürlük tarihini açıklayan yeni bir Cumhurbaşkanlığı Kararı. Sözleşme hükümlerince tek taraflı fesih kararının bildiriminden itibaren üç ay sonra yürürlüğe girmesiyle ilişkili. Ki Avrupa Konseyi Sekretaryası, bildirimi işleme aldığını duyurduğu zaman 1 Temmuz itibariyle yürürlük tarihini açıklamıştı. Şimdi Cumhurbaşkanı zahmet edip bilinen hükümler uyarınca açıklanmış olan 1 Temmuz tarihini kendi kararı imiş gibi yayınlamış.

Öteki Emniyet Genel Müdürlüğünce yayınlanmış bir genelge. Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Kanun tersine çevrilmiş. Kamu görevlilerinin aleni suçlarını örtbas için düzenlenmiş. Örtbası zorlaştıracak sorumlu yurttaş bilinciyle suçu kamuoyuna duyurmak için sesli ve görüntülü belge kaydı tutanlara yönelik ve tabi ki kanunda yeri olmayan suç işleme emri verilmiş polislere.

Üçü de resmi belge. Üçü de 30 Nisan 2021 tarihli.

Üçü de siyasi iradenin yönetemezlik vesikası. Pek sevilen ve eskiden pek sık tekrarlanan söylence ile ‘halka hizmet hakka hizmet’ düsturunun tedavülden kalkış ilanı. Demokratik yöntemlerin, yöneteni kurallarla kısıtlayışına itirazları ve o usulleri ortadan kaldırmaları yetersiz kalınca, iddialarından vuruldular. Ahlaki üstünlük iddiası manevi değerleri içeriyor ve halka hizmet ederek Allah’a yakınlaştıkları iddiasıyla seçmenin gönlünü kazanıyorlardı. Şimdi Emniyet Genelgesi, sivillere yönelik polis suçlarını görüntüleyen veya ses kaydı alarak topluma duyuran, yurttaşlık bilincini suçlu ilan ediyor. Suçüstü yakalanan polis memuruna, suç delilini karartma yetkisi tanıyor. Suçu belgeleyen sade vatandaşa suçlu muamelesi yapma görevi de veriyor üstelik. Yurttaşlık bilincini suçlu ilan eden bu genelge aynı zamanda kamu karşısında halkı koruma, halka hizmet prensibinden vazgeçildiğinin de en açık ilanı.

DEVA Partisi'nden Mustafa Yeneroğlu yaptığı basın açıklamasıyla ‘kanunsuz emir’ olarak tanımladığı genelgenin, Emniyet tarafından geri çekilmesi gerektiğini belirtiyor, partisi adına. Yalnız değil, pek çok siyasi parti, insan hakları örgütleri ve yurttaşlık bilincine sahip kişiler genelgenin geri çekilmesini istiyor. Emniyet Genelgesi polis memurlarına, genel adıyla kolluk gücüne kanunsuz emir niteliğinde.

Ve kanunsuz emir anayasaya aykırı…

İstanbul Sözleşmesi hakkındaki tek taraflı fesih kararı yetkisinin tüm taraf ülkelere tanınması uluslararası sözleşme usulünün yadsınamaz bir parçası. Hukuka uygun usullerle taraf olan devletler yine hukuka uygun usullerle çekilebilir sözleşmelerden. Erdoğan “girdiğimiz gibi çıktık” beyanında bulunsa da usulüyle taraf olunan sözleşme hakkında usulsüzce fesih kararı açıklanması onay kanunu yürürlükten kaldırmaya yetmez, yetmedi, Çünkü Dışişleri Bakanının imzasıyla değil TBMM onayı ile taraf olundu sözleşmeye. Çekilmek için de Meclis kararı gerekiyor. Sözleşme orada duruyor. O nedenle TBMM’de iktidarı muhalefetiyle tüm partilerin desteklediği, neredeyse oybirliğiyle (tek çekimser oy) kabul edilip yasalaşan onay kanunu tek kişinin kararıyla yok olmaz. İlle de çıkılmak isteniyorsa irade adresi TBMM, tek kişinin kararı yok hükmünde. Yürütmeyi durdurma istemli iptal davaları için Danıştay’ın hukuku mu siyasi iradeyi mi önceleyeceği hâlâ meçhulken şimdi 30 Nisan tarihli yeni karar ile işlemin yürürlük tarihi Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmiş gibi yeniden duyuruluyorsa bunun yargıya müdahale anlamı taşıdığı düşünülebilir. Belki EŞİK Platform ve AK tarafından başvurulan Venedik Komisyonu'ndan gelecek görüşün tanınmayacağının ilanı. Her halûkarda usule ve hukuka aykırı. Anayasa gereği Anayasa hükmünde sayılan uluslararası sözleşmelerden Cumhurbaşkanı Kararı ile çıkılamaz. 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve bu kararnamenin 3’üncü fıkrası, insan hakları sözleşmelerinden çıkma yetkisi vermiyor, cumhurbaşkanına. İki kere yayınlanarak pekiştirilmek ihtiyacı duyulsa da İstanbul Sözleşmesi fesih kararı yok hükmünde.

Çünkü Anayasaya aykırı…

Küresel salgın nedeniyle okullar kapalı olmasa ülkenin bütün okullarındaki bütün sınıfların hepsinde kendisini sınıf başkanı seçecekmiş izlenimi veren yeni bir kararla Cumhurbaşkanı, kendi kendisini İnsan Hakları Eylem Kurulu Başkanı olarak seçmiş. Hak kavramını insanların eşit olduğu bilincinden ve eşitlik ilkesinden soyutladığı için tersine çevirmiş olan yeni eylem planı, kimin başkanlığında yürütülürse yürütülsün insan hayatına anlamlı katkı sunması söz konusu değil. Ancak yine de akla gelen her kurulun başkanlığını tek kişinin üstlenmesi ilginç. Kısaca niçin haksız eylem planı ismiyle andığımı açıklamak gerekirse Resmi Gazete'de yayınlanan metnin giriş cümlelerine bakmak yeterli. “Eylem Planı, 11’inci Kalkınma Planı ile Yargı Reformu Strateji Belgesi temelindeki reform iradesinin bir devamı olarak tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerini kapsamaktadır.” Gerek kalkınma planı gerekse yargı reform paketinde ortaya konulan reform iradesi, hak kavramının gereği toplumsal yapının gidiş yönü olan eşitlik ilkesini deforme etmek yönündeydi. Reform adı altında yapılan deformasyonun son örneği oldu yeni eylem planı da. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yok sayıldığı ve toplumsal bilinçte de yok edilmek istendiği metinlerden birisi olarak bu eylem planını uygulayacak kurulun kimin başkanlığında olacağı önemsiz gerçekten. Fakat Cumhurbaşkanının ille de kendisini bu kurula başkan seçmesi, iktidar bloku partilerinin teşkilatlarında ve tabanında hem eylem planının hem kurulun tartışılmaz kılınması ihtiyacını ilan etmesi bakımından ilginç.

Kadın-erkek eşitliğini yok sayan, LGBTİ+ bireyleri insan haklarından soyutlayan, yurttaşlık bilincini suç olarak tanıtmayı amaçlayan resmi belgeler, erkek şiddetini alenen teşvik ettiği gibi sivil halk karşısında kamu görevlisine suç işleme özgürlüğü tanımanın ötesine geçim suç işleme emri veren siyasi iradenin erk-ek devlet şiddetinin ilanı. Siyasi iradeden alınan bu cesaretle birisi ölüm tehdidini pamuklara sararak, birisi camiyi erkeklerin mülkü sayarak kadınları kovuyor. Kadınlara camide namaz kılmayı yasaklayan erkek, bu aklı ve gücü, eşitlik gerçeğini inkar eden siyasi iradeden alıyor. Aynı siyasi irade dindar nesil yetiştirmek iddiasıyla her köşe başına imam-hatip lisesi, her kasabaya ilahiyat fakültesi açmıştı. Yine iddiasından vurulan iktidar, “İHL ve ilahiyat fakültelerinin deist ve ateist yetiştirdiği” evhamıyla Diyanet’e devasa bütçeler ayırıp güya halkı irşad edecek. Kadınları camilerden kovarak toplumu dine ısındıracaklarını sanmıyor olamazlar. Diyanet’e ayrılan o devasa bütçenin de her cami bünyesinde kadınlara çemkiren Kadızadeli artıklarına yetki verilmesinin de altında yatan toplum mühendisliği. Reform adıyla sunulan deformasyon politikaları…

..02.05.2021 / www.gazeteduvar.com.tr

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş